Son zamanlarda beni en çok duygulandıran şey olabilir.

Love, I’m tired of nostalgia, it’s just trapped imagination, I’m happy with right now.

No, it’s not that i’m afraid of something I may find; it’s just all those designs we put on everything.

Foreman: Got a case for you.

House: Smells funny.

Foreman: Patient had an idiopathic anaphylactic reaction. It stumped two E.R. Docs and an immunologist from Johns Hopkins.

House: Patient went from asymptomatic to fried kidneys in less than a year. Stumped three internists and a department chair from Harvard.

Foreman: 14-year-old girl, intermittent attacks.

House: 4-year-old boy, consistently at death’s door.

(Böyle tam Foreman pes etmiş giderken, Adams hastanın dosyasına bakar)

Adams: This patient died five years ago.

House: I didn’t say which side of the door he was on.

Psikolojide bunun bir açıklaması var mı bilmiyorum, ya da bir yerlerde okuduysam da hatırlamıyorum, ama benim beynim yaşadığım kötü olayları silme eğiliminde. Kendime eziyet etmek için aynı şeyleri tekrar tekrar düşünmeme gerek yok, kötü olayların yarattığı etki zaten yeterince uzun sürüyor. Bu sefer de bu etkinin kaynağını unutunca işler garipleşmeye başlıyor. Bir nevi beyin amcıklanması.

Geçenlerde Barış’a başımdan geçen kötü bir dönemi anlatıyorum mesela. O dönemde bunlar bunlar oldu, şu insanlarla şunu yaşadım, şunu yaptım, şöyle davrandım diye. Ama bana bir şeyi neden yaptığımı -ya da yapmadığımı- sorduğunda verecek cevap bulamıyorum. Gerçi bu muhtemelen o şeyi yaparken düşündüğüm, hissettiğim şeyi sorgulamamış olmamdan da kaynaklanıyor, zira üzerinde yeterince düşünmüş olsam büyük ihtimalle hiçbirini yapmayacaktım. Bir hafta önceki konuşmaya -ya da bir buçuk sene önce kendime sormam gereken ama soramadığım sorulara- verilmesi gereken cevapların ne olduğunu bu gece bir anda farkettim. Sonra da çok sikko olduğunu düşündüm, geçti.

TRT’yle öğrendiğim güzel Türkçe’nin sokak çocuğu ağzı kıvamına geldiği gerçeğinin ailemce yüzüme vurulduğu ilk andan itibaren, kibar konuşan, hanım hanımcık bir kız olmak istemişimdir. Bir de annemin bana özenerek aldığı cicili bicili giysiye oynamakta olduğum yavru kedi kaka yapmıştı, o günün de etkisi büyüktür bunu istememde. O zamanlardan beri bu amacımı gerçekleştirmeye yönelik bulunduğum girişimler kısa sürdü ve başarısızlıkla sonuçlandı. Birkaç sene sonra yaşıtlarımla beraber iş dünyasına gireceğim -yaşıtlarımın psikopat gibi 1. sınıftan stajlara başladığı gerçeğini unutmayalım- ve daha bir mülakata giderken nasıl giyineceğim hakkında hiçbir fikrim yok. Çevremde yanında bulunurken konuşmama en çok dikkat ettiğim kişiler hocalarım -ailem pes ederek beni olduğum gibi kabullenmeyi ve bu çağı daha az hasar alarak atlatmayı seçti- ve onların yanında bile konuşmam biraz çılgın. Aslında sadece konuşmam değil, davranışlarımla da biraz kaba bir insanım. Bunu, meseleyi cinsiyetçiliğe vurup da “genç kızlar böyle olmamalı” diyen yaşlı cadolozlara inat yapıyor değilim; fakat ne zaman kibar biri olmaya çalışsam acaba ben de bu kalıba girmeye çalıştığımdan mı istiyorum diye düşünüyorum sürekli. Tabi “artık ‘lan, olm, abi’ laflarını kullanmayı ve küfretmeyi bırakıyorum, kız olucam (!), dişi olucam” diyen insanları gördükçe kan beynime sıçrıyor ve olduğum gibi davranmaya devam ediyorum; fakat böyle insanlar olmasa da biraz kibar olmaya çalıştığımda kendi davranışlarım bana yapmacık geliyor ve bu yeni tavır üzerimde eğreti duruyormuş gibi düşünüyorum. Hepsi o beyinsiz omurilik sürüleri yüzünden sanırım. Kibar olmak ve “kız olmak” arasında fark var. Ayrıca kız olmak ne amk. Sikiyim zihniyetinizi. Derken bir kibar olmak ve mevcut durumda kalmak arasındaki ince çizginin daha sonuna geldik. Bana bu yazıyı yazdıran insanları buradan tek tek zikiyorum efendim. Esen kalın.

- Senin ilk birlikte olduğun erkek X’ti di mi?

+ Evet, ne oldu ki?

- Peki ayrıldıktan sonra bunun suçluluğunu hissettin mi?

+ Hayır, daha çok “öff bu gerizekalıyla mı yapmışım bunu” diye düşündüm.

- Ben de ayrılırsam böyle hissetmekten korkuyorum.

+ Sen Y hakkında böyle şeyler düşünüyo musun ki?

- Hayır, ama çocuk gibi ya…

+ Tatlım, benimki insan bile değildi.

Sevgilimle yaşadığım hayat bu direk. Hatta bunu bana gönderen de kendisi -ironi konusunda kendimizi aştık, evet-. Evliliğin olumsuz yönleri var sadece. Bakalım ilerleyen günlerde ne olacak.

Cümlede mevcut bi kişi öznesi varsa, nesne fiile bağlı olarak akkusativ alır.

“Ich möchte diesen Kuchen.”

Özne, bahsedilen nesne olursa, nominativ halde kalır.

“Welcher Rock gefällt dir?”